Ana Sayfa Gündem “MEŞRU VE EGEMEN HAKLARIMIZI KORUYACAĞIZ”

“MEŞRU VE EGEMEN HAKLARIMIZI KORUYACAĞIZ”

Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi’nde (UKÜ) “Doğu Akdeniz’de Enerji Politikaları Paneli” düzenlendi.

Giriş Tarihi: 27 Aralık 2018 Perşembe 17:32
“MEŞRU VE EGEMEN HAKLARIMIZI KORUYACAĞIZ”

Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi’nde (UKÜ) “Doğu Akdeniz’de Enerji Politikaları Paneli” düzenlendi.

Çevik Uraz Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen panelin açılış konuşmalarını; Türkiye Cumhuriyeti Lefkoşa Büyükelçisi Ali Murat Başçeri, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay ve UKÜ Rektörü Prof. Dr. Halil Nadiri yaptı.

Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Kudret Özersay ise konuşmasında, deniz hukukuyla, deniz yetki alanlarını sınırlandırılmasıyla, uluslararası hukukta bu alandaki kuralların ne olduğuyla, KKTC’nin ve TC’nin haklarıyla ilgili bir sunum yerine daha siyasi ve sorgulamaya yönelik bir konuşma yapacağını belirtti ve akademik tartışmada bunların da ele irdelenmesi gerektiği düşüncesinde olduğunu söyledi.

Kıbrıs Rum tarafının ta en baştan itibaren Kıbrıslı Türklere dair ortaya koyduğu, “Kıbrıslı Türklere de ait olan bu kaynakların paylaşılması ya da Kıbrıslı Türklerin bu kaynaklardan yararlanması ancak çözümden sonra mümkündür” tezine işaret eden Özersay, çözüm şartına bağlamaya dayanan bu yaklaşımın incelenmesi gerektiğini belirtti.

Özersay, bir diğer hususun ise mahsuplaşma, bunun nasıl ve ne zaman yapılacağı konusu olduğunu kaydetti.

Kıbrıs Rum tarafının ve çoğu zaman destek buldukları uluslararası aktörlerin, “Kıbrıslı Türklerin bu kaynaklardan yararlanabilmesi için çözüm bir ön şarttır” ya da “çözüm çerçevesinde Kıbrıslı Türklere de aittir” veya “çözümden sonra Kıbrıslı Türkler paylarını alacaklardır” ya da “çözüm olursa paylarını alabileceklerdir” tezini ele alan Özersay, Kıbrıs Rum tarafının bu tezi şekillendirirken iki unsurla desteklemeye çalıştığını belirtti.

Bunlardan ilkinin aslında bu kaynakların Kıbrıs Cumhuriyeti’ne ait olduğu, “Kıbrıs Cumhuriyeti’ne döndüğünüz ya da yeni bir ortaklık kurulduğu takdirde ancak o zaman kullanabilirsiniz” iddiası olduğunu dile getiren Özersay, bir diğerinin de “Zaten biz bu kaynakları maddi bir şeye dönüştürdüğümüzde bir fon kurulacak, bu fonda bu kaynak birikecek, biz yasasını da yapıyoruz, günü geldiğinde, ki o da çözüm olursa ya da olduğundadır, Kıbrıslı Türkler kendilerine düşen payı bu fondan alacaktır” iddiası olduğunu belirtti.

“DOĞAL KAYNAKLAR ÜZERİNDE ULUSLARIN EGEMENLİĞİ VARDIR DEVLETLERİN DEĞİL”

Özersay bu noktada, “Doğal kaynaklar üzerinde ulusların daimi egemenliği ve hakları vardır devletlerin değil aslında”  vurgusu yaparak  “O devletler o ulusları temsil ettiği oranda o haklara sahiptir” dedi.

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin normal bir devlet pozisyonunda olmadığını anımsatan Özersay, her iki toplumu da temsil etmediğini herkesin bildiği bir kamusal yapılanmanın bu kaynakların sahibi olmasının mümkün olmadığını vurguladı.

O nedenle ABD, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletlerin her açıklamasında kaynakların her iki topluma da ait olduğunun vurgulamasının çok önemli olduğunu kaydeden Özersay, “Çünkü Kıbrıs Cumhuriyeti’nin her iki toplumu temsil etmediğini herkes bilmektedir” dedi.

Özersay bu nedenle Kıbrıslı Rumların yaklaşımının doğru olmadığını kaydetti.

Geçmişte işbirliği için büyük çabaları olduğunu, kendisinin müzakereci olarak görev yaptığı dönemi de örnek vererek anlatan Özersay, “Kıbrıs Rum tarafı, bu Kıbrıs Cumhuriyeti’nin egemen haklarıyla ilgilidir, ben bunu sizinle konuşmam diye bir tavır ortaya koyarak, aslında her iki halka da ait olan bir şeyi, bir tarafın işgali altında bulunan bir devlete endeksleyerek, bizden uzak tutmaya gayret göstermektedir” dedi.   

Özersay, “Kurulacak olan bir fonda bu kaynak yer alır, günü geldiğinde Kıbrıslı Türkler de bu fondan payını alır” yaklaşımının da en basit şekilde “Biz bu filmi daha önce gördük teşekkür ederiz” şeklinde bir yanıta layık olduğunu belirtti.

Kıbrıs Rum tarafının 1990’ların başında yürürlüğe koyduğu Vasilik Yasası ile 1963’ten itibaren Kıbrıslı Türklerin Güneyde yitirdikleri taşınmaz mallarla ilgili “Geçen süre zarfında yitirdiğiniz taşınmaz mallarla ilgili tazminat hakkınız vardır, kullanım kaybı hakkınız vardır ama bunu ancak çözüm durumunda ancak çözümden sonra alabilirsiniz. Ve bu süre zarfında ben sizin haklarınızı bir fonda biriktireceğim. Para ile saklı tutacağım” dediğini anımsatan Özersay, geçen süre zarfında bunun tamamen farazi ve içi boş bir yaklaşım olduğunun görüldüğünü kaydetti.

O fonda birikim olmadığı gibi, konuyu kapsamlı çözüme endeksleyerek Kıbrıslı Türklerin kendi mülklerine ilişkin tazminat haklarını reddeden bir tutumla karşı karşıya kalındığını kaydeden Özersay, mülkiyet konusundaki bu yaklaşımın doğal kaynaklar konusunda da devam ettiğini dile getirdi.

Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye’nin de geçmişte taşınmaz mallarla ilgili çözümden sonra tazminat, iade, takas yoluna gidilebileceği tezini savunduğunu dile getiren Özersay, ama Taşınmaz Mal Komisyonu’nun kurulmasıyla, Kıbrıslı Rumlara çözümden önce bu tazminatların ödenmesini mümkün kıldığını söyledi.

Öte yandan bu konuda adaletsiz bir durum oluştuğunu dile getiren Özersay, Kıbrıslı Rumlar Kuzey’de bıraktığı taşınmaz mallarla ilgili tazminat ya da iade alabilirken, Kıbrıslı Türkler’in Güney’de bıraktığı mallarla ilgili tazminat ya da iadeleri ancak çözümden sonra alabileceğini dile getirdi.

Özersay, bunun sürdürülebilir olmadığının muhtemelen İnsan Hakları Mahkemesi önündeki süreçlerde Kıbrıs Rum tarafının zorlanmasıyla ortaya çıkacağını söyledi.

“ÇÖZÜM ÖN ŞARTI, TEK BAŞINA KARAR VERMEK İSTEMESİYLE DE İLGİLİ”

Kıbrıs Rum tarafının çözüm ön şartına bağlama yaklaşımının aslında tek başına karar vermek istemesiyle de ilgili olduğunu dile getiren Özersay, bu kaynakların ne oranda paylaştırılacağının sadece Kıbrıslı Rumların tek başına karar vereceği bir durum olmadığını vurguladı.

Özersay, buradaki kritik sorunun, iki halka ait bir kaynağın hangi oranda paylaştırılacağına, nasıl tek taraflı olarak karar verilebileceği olduğunu kaydetti.

Çözüm ön şartına dayalı yaklaşımın “Eğer çözüm şartına bağlarsam, ben çözüme yaklaşmadığım müddetçe Kıbrıslı Türkler bu kaynaklardan yararlanamaz” demek olduğunu dile getiren Özersay, bunun hakimiyetçi ve paylaşmaya kapalı bir yaklaşım olduğunu vurguladı.

 

“YÖNETİM VE ZENGİNLİĞİ PAYLAŞMAYA HAZIR OLMAMA HALİ”

Özersay, Annan Planı Referandumu’nda gözlemlenen yönetim ve zenginliği paylaşmaya hazır olmama halinin doğalgaz konusunda da görüldüğünü dile getirerek, bunun bir ortaklığa hazır olmama halinin en önemli göstergelerinden olduğunu belirtti.

Özersay, günün sonunda örneğin 10’uncu parselde beklenenden çok daha fazla kaynak bulunursa ve Kıbrıs Rum liderliği kendi haline bırakılırsa bunun çözümden uzaklaşma ihtimalini yükselteceğine işaret etti.

Aslında sürecin bir süre önce kopartılmış olmasının tam da “bakalım ne kadar kaynak var, çoksa çözümsüzlüğe devam eder bu kaynaklara konarım” yaklaşımıyla doğrudan bağlantılı olduğunu anlatan Özersay, bu bağlamda Kıbrıs Rum tarafının bu kaynaklarla ilgili kendi başına bırakılmaması gerektiğini vurguladı.

Ya uluslararası şirketlerin ya da Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye’nin, Rum tarafını bu konuda kendi başına bırakmaması gerektiğini ve bırakmayacağını anlatan Özersay, “İdeal olan bu ikisinin toplamıdır. Somut sonuç ancak bu şekilde elde edilebilir” dedi.

Doğu Akdeniz bölgesinde istikrar arayan herkesin Kıbrıs Rum tarafını mahsuplaşmaya zorlaması gerektiğini anlatan Özersay, “Tüm yaşananlar ve 50 yıllık müzakere sürecine bakarak mahsuplaşma bir çözümden önce olmalı, bu yönde Kıbrıs Rum tarafı zorlanmalıdır” dedi.

“KAYNAKLARIN KULLANILMASI YA DA SATILMASI KIBRISLI TÜRKLERLE UZLAŞMA ŞARTINA BAĞLANMALI”

Kıbrıs Rum tarafının 2004’te Kıbrıs Türk tarafının rızası alınmadan ve çözüm şartı konmadan AB’ye alındığını dile getiren Özersay, bu örneğe bakarak, kaynakların kullanılması ya da satılmasının Kıbrıslı Türklerle uzlaşma şartına bağlanması gerektiğini dile getirdi.

Tarafların birbirini tanımadığını ancak bunun mahsuplaşma için engel olmadığını kaydeden Özersay, lisans verilen şirketler üzerinden bu diyaloğun ve mahsuplaşmanın sağlanmasının mümkün olduğunu belirtti.

Bunun olumlu ve önemli sonuçları yaratacağı kanaatinde olduğunu söyleyen Özersay, bu yapılamıyorsa iki tarafın hisselere sahip olacağı ortak bir şirketin kurulmasıyla da bu mahsuplaşmanın yapılabileceğini söyledi.

2004 öncesi yanlış politikalarla AB’ye girişin çözümün değil çözümsüzlüğün katalizörü olduğunu dile getiren Özersay, şimdi de doğalgazın yeni bir çözümsüzlük katalizörü olarak ilerlediğini belirtti.

Çıkış yolunun tarafların bu kaynaklar konusunda masaya oturmalarını sağlamaktan geçtiğini dile getiren Özersay, mahsuplaşma görüşmesinin hem üçüncü tarafların ortaya koyacağı tutum hem de KKTC ve TC’nin tutum ve tavrıyla mümkün olacağını kaydetti.

Özersay, 3’üncü taraflar yanaşmazsa bile KKTC’nin Türkiye ile birlikte, doğalgaz konusunun yeni bir olumsuz katalizöre dönüşmesine izin vermeyeceğini vurgulayarak konuşmasını bitirdi.

 

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Bu Kategorideki Diğer Haberler
Bu habere de bakabilirisiniz

RAFET EL ROMAN CLİP ÇALIŞMALARINI LES AMBASSADEURS OTEL’DE YÜRÜTÜYOR (VİDEO GÖRÜNTÜ)

Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık