Ana Sayfa Gündem Peter Von Kohl: "Kapalı Maraş'ta milyar dolarlık altın var"

Peter Von Kohl: "Kapalı Maraş'ta milyar dolarlık altın var"

"Kıbrıs konusunda uzman gazeteci Peter Von Kohl, "Açılsın mı, açılmasın mı?" tartışmalarının devam ettiği Maraş ile ilgili olarak burada hala milyar dolar değerinde altınlar olduğunu iddia etti"

Giriş Tarihi: 1 Haziran 2015 Pazartesi 12:00
Peter Von Kohl:

Ulaş Barış

Peter Von Kohl...1986 yılından beri Avrupa Komisyonu ve Parlamentosuna çalıaşan duayen bir gazeteci. Bir Danimarkalı. Son derece espiritüel ve renkli bir kişilik. Peter savunma, insan hakları, Eurozone gibi konularda uzman birisi. Eski bir Danimarka Ordusu ve BM Barış kuvvetleri askeri...

Onunla tamamen tesadüf eseri, Starasbourg'ta Avurpa Paralamentosu basın odasında otururken tanıştık.

Daha doğrusu bizim yaptığımız telefon görüşmelerine kulak misafiri olmuş ve Kıbrıslı Türk olduğumuzu anlamış.

"Ne haber çocuklar" diye selam verdi ilk.

Hemen kanınızın ısınacağı tatlı beyaz saçlı bir dedecik. . "Demek Kuzey Kıbrıs'tansınız?" dedi, muhabbet oracıkta başlayıverdi.

CUMHURBAŞKANI GÜL'ÜN ARKADAŞI

Peter'le o selamdan sonra yaklaşık 1 saat konuştum. Sohbetin başında Osman Kalfaoğlu'da vardı ama onun başka birisiyle röportajı olduğundan erken gitti.

Peter ile Kıbrıs Sorunu'ndan konuşuyoruz ama o Türkiye'deki durumdan bahsediyor.

"EU ReporterTeam adına Cumhurbaşkanı Gül ve parti liderleriyle görüşmek için geçenlerde Türkiye'ye gittim. Tümüyle de görüştüm zaten. Aralarında en çok samimi bulduğum Cumhurbaşkanı Abdullah Gül. Gül ile çok uzun süreden beri tanışıyorum, onunla oldukça samimi bir ilişkim var. Kendisi Türkiye'nin AB hedefinden uzaklaşmasına çok üzülüyor. Gelecek ay içinde Kuzey Kıbrıs'a geleceğim. Ziyaretimi de Türkiye Elçiliği ayarladı zaten. Orada gelip parti liderleri ve sendikacılar ile konuşacağım" diyor Peter.

"Sendikalar, parti liderleri, siyasetçiler...halkın hiçbirine güveni kalmadı" diyorum Peter'e, "Olsun" diyor, "Yine de fikirlerini öğrenmek isterim."

"ERDOĞAN'IN KEHANETİ DOĞRU ÇIKMADI"

Peter belli ki Türkiye üzerine de uzman. Bana Erdoğan'ın gelinen noktada dayanmasının artık çok zor olduğunu söylüyor.

"5 yıl evvel Erdoğan AP Parlamentosu'na geldiğinde tam bir zafer kazanmış kumandan edasındaydı. Yani, o zamanlar Türkiye'nin ekonomik verileri tam anlamıyla zirve yapmıştı. Kendisiyle röportaj yaptım. Daha doğrusu parlamento bahçesinde yürüyüş yapmıştık. Bir dost sohbeti de diyebiliriz buna. Aramızda da bir tercüman vardı. Erdoğan bana "5 yıl sonra AB gençleri işsiz kalacak ve gelip bizim kapımızı çalacaklar. Biz de onlara iş vereceğiz" dedi. Ağzım şaşkınlıktan açık kalmıştı. Ama kehaneti doğru sıkmadı. Şimdi gelinen durumda Erdoğan'ın inanırlığı AB'nin gözünde bitmiş durumda. Rüşvet skandalından evvel Gezi olaylarında biten bir inandırıcılık aslında. Ancak rüşvet işi de işin tuzu biberi olmuş."

"DENKTAŞ BENİM DOSTUMDU"

Muhabbet eninde sonunda dönüp dolaşıp Kıbrıs Sorununa geliyor. Peter konuyla ilgili heyecanlı heyecanlı anlatıyor.

"Merhum Rauf Denktaş benim çok sevdiğim, konuşmaktan haz duyduğum birisiydi. Onunla çok defalar röportajlar, sohbetler yaptim. Kendine has bir espiri anlayışı vardı. Davasına gerçekten inanan birisiydi. İlk kez 1965'lerde de Lefkoşa da tanışmıştık. O zamanlar TMT içinde çok etkindi. Ben de BM Barış Gücü'nde görev yapıyordum. Bir gün hatırlıyorum Lefkoşa yakınlarında bir yerde bir askeri birlik vardı. Oraya gitmiştim. Denktaş da ordaydı. Bir tenis maçı vardı, iki adam güneşin altında tenis maçı yapıyor, Denktaş da seyrediyordu. Ben de gidip yanında durdum, sonra tenisçilerin ufak tefek tıknaz olanı yanımıza geldi. Kan ter içindeydi. Denktaş'a "Kim bu adam?" dedim, "Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı" dedi, şok geçirdim. Zira o rütbenin Kıbrıs'a gelmesine daha 5-6 yıl vardı. Garipti."

"DENKTAŞ BANA RESİM HEDİYE ETTİ"

Peter Merhum Denktaş'tan hep dostça bahsediyor. Belli ki merhum kendisini çok etkilemiş. Buna şaşmamak lazım tabii. Peter heyecanla anlatıyor.

"Bir keresinde Kıbrıs'ta iken, sanırım 1990'lardı, Denktaş'ı ofisinde ziyaret ettim. İçeri girdiğimde bir baktım nefis bir Bella Pais Manastır'ı fotoğrafı. Denktaş çok iyi enstantaneler yakalardı. Resme hayran kalmıştım. "Çok güzel resim" dedim, "İster misin?" dedi, "Kopyası varsa evet" dedim. Yerinden kalktı, resmi duvardan indirdi, yaveri çağırıp paket yaptırdı, sonra da kolumun altına tıkıştırıverdi. "Hediyem olsun" dedi. Hala daha o resmi saklarım."

"DENKTAŞ, VASİLİU İLE ÇOK İYİ ANLAŞMIŞTI"

Peter tüm Rum liderlerle tanıştığını anlatıyor. Bunların arasında üzerinde iz bırakanlardan birisi de George Vasiliu.

"Geroge Vasiliu çok enteresan bir kişilikti. Çok zeki, Kıbrıs Sorunu'nun çözümünü ekonomide gören gerçek bir işadamı. Denktaş ile çok iyi anlaşmışlardı. Bir keresinde onu ofisinde ziyaret ettim. Vasiliu bana "Biliyorum artık bizim mallarımız onların oldu. Ama mal öyle beleşe verilmez. Bir bedeli olmalı. Bize malların parasını ödesinler, bu iş çözülsün" dedi. Onunla görüştükten sonra gidip Denktaş ile görüşeceğimi de biliyordu. Bende gidip bunları Denktaş'a anlattım. Denktaş "Ne akıllı adam şu Vasiliu, gerçekleri görüyor" demişti. İşte sonradan Annan Planı'nda ortaya çılcan bu mal tanzim işinin temeli taa o zamanlardan vardı."

"MAKARİOS ÇOK KARİZMATİK BİR ADAMDI"

Peter'e Makarios ve Grivas ile de tanışıp tanışmadığını soruyorum. Elbette ki, ikisiyle de tanışmış.

"Makarios benim hayatımda gördüğüm en karizmatik adamdı. Çok etkileyici bir kişiliği vardı. Bir keresinde, sanırım 1967 senesiydi, Baf Havaalanı'nında Makarios'un Yunanistan'dan dönmesini bekliyorduk. Bekleyenler arasında General Grivas da vardı. Onun yanında gittim kendimi tanıttım. Grivas'ın gözleri inanılmaz derecede renkli ve çakmak çakmaktı. O da son derece zinde, son derece etkileyici bir kişilikti. Ama fikirlerinden etkilendiğimi söyleyemem. Az sonra Makarios'un uçağı indi ve Başpsikopos uçağın kapısında belirdi. O an bütün Baf Havaalanı onun önünde eğildi. Unutulmaz bir sahneydi. Öylece dikilemezdim, bende eğildim. Sonra hep beraber konvoya katılıp Lefkoşa'ya doğru yola çıktık. Size yemin ederim geçtiği her yerde yolların kenarındaki insanlar yerlere eğiliyordu. Onu çok seviyor ve sayıyorlardı."

"MAKARİOS İLK KALP KRİZİNİ GEÇİRDİĞİNDE EOKA-B SAHNEYE ÇIKTI"

Peter ile sohbetimiz derinleştikçe, anlattığı konular da derinleşiyor haliyle. Makarios üzerine konuşurken, Peter onun 2 Temmuz 1974 günü yaptığı ve Yunan Cuntası'nı adadan kovduğu konuşmasını hatırlıyor.

"Ben o gün adadaydım. Makarios'un o konuşması tam anlamı ile tarihi bir konuşmaydı. Resmen Yunan Cuntası'na kapıyı göstermişti. Zaten darbe de bu konuşma üzerine geldi. Ancak Rum halkı Makarios'a sahip çıktı. Eğer 15 Temmuz günü Makarios o sarayda ölseydi bugün Kıbrıs tarihi çok farklı olabilirdi ama o ölmedi. Ve herşeye rağmen başkanlığa geri döndü. Ancak EOKA-B ondan her zaman nefret etti. Mesela 1977'de Makarios ilk kalp krizini geçirdiğinde ve doğrulanamayan "öldü" haberleri çıktığında, EOKA-B hemen harekete geçti. Yarım saat içinde Lefkoşa'daki tüm kavşaklar silahlı EOKA-B militanları tarafından tutulmuştu. Onlar Makariosu öldü sanıyorlardı ama ölmemişti."

Bu son derece ilginç olayı duyunca soruyorum "Bu bir darbe girişimi miydi?"

"Hayır" diyor Peter, "Daha çok boşalan yönetime el koyma. Bu adamlar zengin, iyi eğitimli kişiler tarafından beslenen, kollanan kişilerdir. Hepsi de silah üzerine uzman, çok iyi silahlı eğitim almış kişilerdir. Ve çok fanatiktiler, onlara göre Kıbrıs hep Elen'dir ve öyle de kalacak."

KONU TEKRAR GRİVAS'A GELİYOR..."DENKTAŞ'I UYARDIM"

Peter'e Grivas ile Makarios'un ilişkisini soruyorum. Bana 'General Grivas, Makarios'a karşı çok saygılıydı' diyor.

"Makarios dediğim gibi çok karizmatik bir adamdı. General Grivas da öyle ama o çok tehlikeli bir adamdı. Bir defasında, ben yine görevdeyken, Grivas ve adamlarının saldırı hazırlığında olduğu bilgisi bize gelmişti. Bu bilgiyi Denktaş'a söyledim. Onlarda gereken hazırlığı yaptılar."

Konunun burasında deşmeye çalışıyorum ama Peter ustaca beni geri püskürtüyor.

"BENCE AB YANLIŞ ADAMI CEZALANDIRIYOR"

Peter'e soruyorum "Ne olacak bizim hajimjz?"...Gülüyor.

"Ben bu konuda sizin tarafınızdayım. Yanlış anlama, bu Rumlara düşmanım demek değil ama madem ki hepimiz biliyoruz 1974 büyük güçlerin bir oyunu, bir kurgu filmdi, neden sadece Kıbrıs Türk tarafı cezalandırılıyor? Yani tamam anladık, eğer işgalci suçlaması Türkiye'ye yapılıyorsa, Kıbrıs Türkü'nün suçu nedir? Bence AB uyguladığı yaptırımlardan vazgeçmelidir. Kusura bakmasın ama AB bu filmde yanlış adamı cezalandırıyor ve bu hiç hakça değil."

"MARAŞTA MİLYAR DOLARLIK ALTIN VAR"

Ona Maraş ve Güven Artırıcı Önlemleri soruyorum.

"Maraş'taki esas sorun nedir bilirmisin?" diyor Peter, "Mal mülk işi olabilir mi?" diyorum, "O da var ama esas sorun altınlar" diyor Peter.

"Evet, duyduk bunu" diyorum Peter'e. "Şehir efsanesi gibi birşey bu. Derler ki, bir grup BM askeri Maraş'ın içinde bir banka varmış, içi altın dolu, onun etrafında nöbet tutarmış. Ama doğru mu?" diyorum.

"Maraş'taki zenginlik çok ama çok fazlaydı. Ve savaş da çok ani gelişti. Bu insanlar kalıp kalıp altınlarını alıp kaçamadılar. Kalıp halinde binlerce altından bahsediyorum. Hepsi birleşti ve bu altınları bir bankanın kasasına koydular. Sonra da BM gelip o bölgeyi çember altına aldı. Bu insanlar bölgeyi zor terkettiler. Ve o altınlar hala daha orda. Ve esas sorun bu. O altınlar kimin? Savaş ganimeti mi yoksa esas sahiplerinin mi? Bu çözüldüğünde Maraş sorunu da çözülür."

"BENCE ÇÖZÜLMEZ"

Bir Kıbrıslı gazeteci olacan da o klasik bedbaht soruyu sormaycan olmaz... Ben de Peter'e soruyorum; "Kıbrıs sorunu çözülür mü Peter?"

"Seni hayal kırıklığına uğratmak istemem ama çözülmez. Çözülmek istenseydi çoktan çözülürdü. Bence başka bir ayarlama yapılacak ama bunun federasyon anlamında çözüm olacağını, adanın birleşeceğini sanmıyorum. Ama inşallah gerçek mağduriyet yaşayanların mağduriyeti giderilir. Mesela kayıp şahısların tümünün bulunması çok iyi olurdu. Keşke hepsi bulunsa ve kayıp yakınlarının acısı dinse. Umarım bu erken zamanda olur.

realist

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Bu Kategorideki Diğer Haberler
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık