Ana Sayfa Yurt Tatar kendisi istifa etti

Tatar kendisi istifa etti

İkinci Cumhurbaşkanı Talat Tatar’ın sözlerine yanıt verdi.

Giriş Tarihi: 14 Kasım 2012 Çarşamba 12:52
Tatar kendisi istifa etti

Kayıplar Komitesi eski başkanı Rüstem Tatar’ın, Star Kıbrıs’a yaptığı“ikinci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat döneminde Rumlara çok fırsat verildi. Talat Rumların tezini benimsedi. Ben bu işe 22 senemi verdim. Onlarca evrakım, üç teze konu olacak kadar dokümanım vardır. Nedense Talat bunları göz ardı etti. Anastadiadis ‘Rüstem Tatar görevden alınsın’ dediğinde hiç cevap vermedi” yönündeki açıklamalarına İkinci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’tan yanıt geldi.



“Biz Sayın Tatar’la, en az bir yıl, belki de daha fazla çalıştık. Kendisiyle ciddi bir sorunumuz da olmadı. Röportajı okudum hayret ettim. Bana böyle bir şey söylemedi. Aramız da gayet iyiydi. Bazı şeyleri de sanırım yanlış hatırlıyor. Bir kere kayıp kemiklerin aranmasını kabul eden ben değilim, Sayın Denktaş’tır. Kendisi de kabul etmiştir” diyen Talat, kemik arama konusunun kime ne zararı olduğunu sordu. Kayıplar konususun kayıp kemiklerin bulunmasıyla sınırlı olamadığını ifade eden Talat, “eğer bulunabiliyorsa, bu kayıp yakınlarına karşı borcumuz değil midir? Masrafı mı sorun? Masrafıysa bakın AB Türkiye ve diğer birçok ülke buna katkıda bulunuyor. Çünkü bu insani bir meseledir” ifadesini kullandı.


Kayıplar konususun politize edilmemesi gerektiğini ifade eden Talat, başbakanlığı döneminde Papadopulos’la anlaştığı tek konunun kayıplar konusunun politikadan uzak tutulması olduğunu söyledi. Rumların son günlerde kayıplar konusunu gündeme getirdiklerini belirten Talat,” can havliyle Türkiye’de arama yapma ve Türkiye’nin sorumluluklarını söylüyorlar. Türkiye’nin bu konudaki sorumluluklarını dile getiriyorlar ama bunu oyuncağı alınmış bir çocuk ifadesiyle yapıyorlar” şeklinde konuştu.


Geçtiğimiz günlerde Kayıplar Komitesi eski Başkanı Rüstem Tatar’la bir röportajımız olmuştu. Tatar Kayıplar konusunun kendi başkanlığının ardından farklı bir kulvara girdiğini ve sizin Rumların sözlerinin altına imza atarak Rumların tezini benimsemiş olduğunuzu kaydetti. Bununla ilgili neler söylemek istersiniz?


Rüstem Beyin röportajını okudum. Tabi öncelikle bir şeyi söylemem lazım. Sayın Rüstem Tatar’ın söyledikleri arasında çok doğru şeyler var. Rumlar Kayıplar Konusunu hem Türkiye’ye, hem de Kıbrıs Türküne karşı koz olarak kullanmak için çok çalıştı. Bunu da (doğrudur) başardı ama bu bizim kayıplar konusuna el atıp, kayıplar konusunu ileri götürme politikalarımızdan önce oldu. Kayıplar konusunu tamamen insani bir konu olarak görüp, politikadan uzak tutmamıza kadar böyleydi. Benim Başbakan olduğum dönemden sonra Rumlar Kayıplar konusunu kullanamaz hale geldi.


“BEN BAŞBAKAN OLDUKTAN SONRA RUMLAR KAYIPLAR KONUSUNU KULLANAMADI”


Bugün can havliyle Türkiye’de arama yapma ve Türkiye’nin sorumluluklarını söylüyorlar. Türkiye’nin bu konudaki sorumluluklarını dile getiriyorlar ama bunu oyuncağı alınmış bir çocuk ifadesiyle yapıyorlar. Hatırlayın Annan Planı öncesinde Rum kadınların sınır kapısındaki eylemleri, Güneye gelen her yabancıya anlatma eylemleri, kara çarşaflı Rum kadınların eylemleri nasıl unutulur? Hadi biz unuttuk ama toplumsal hafıza unutmamalı. Tepe tepe kullandılar. Lokmacı Kapıcı açılana dek tapınak gibi bir şey yaptılar. Yabancı devlet adamları orada mum yaktı kayıplar için. Biz Rumların elindeki bu kozları ellerinden alabilir miyiz ve siyasi halden çıkarıp insani bir mesele haline getirebilir miyiz diye çok düşündük. Ben 2004’de göreve geldiğimde Sayın Tatar komite başkanıydı. Biz Sayın Tatar’la, en az bir yıl, belki de daha fazla çalıştık.


“KEMİK ARANMASINI KABUL EDEN BEN DEĞİLİM, DENKTAŞ’TIR”


Tatarla ciddi bir sorunumuz da olmadı. Röportajı okudum hayret ettim. Bana böyle bir şey söylemedi. Bazı şeyleri de sanırım yanlış hatırlıyor. Bir kere kayıp kemiklerin aranmasını kabul eden ben değilim, Sayın Rauf Denktaş’tır. Kendisi de kabul etmiştir. 1997 yılında Klerides’le yaptığı bir görüşmede Sayın Denktaş, kemiklerinde aranmasının insancıl mesele olduğunu ve her iki tarafında kemik arama konusunu karara bağladıklarını kabul etti ve onay verdi. Bunu sayın Denktaş yaptı ben değil. Ben 97’de muhalefet lideriydim.


“KAYIPLAR KONUSUNDA EN BÜYÜK ZARARI TÜRKİYE GÖRÜYORDU”


Bu işin bir yanı. İkinci yanı ben 2005 yılında Başbakandım. Aktif bir Başbakandım. Kıbrıs meselesinde de taraf olan bir Başbakandım. Müzakerelere katılıyordum. Annan planından sonra da aktiftim ve dünyayı dolaşıyordum. Denktaş Türkiye’nin onay vermesiyle ki kayıplar konusunda en büyük zararı Türkiye görüyordu. Doğruyu söylemek gerekirse ben çok uğraştım.


“TÜRKİYE’Yİ İKNA ETTİĞİM DOĞRUDUR”


Türkiye’yi de bu konuda ikna edip, kayıplar konusunu canlandıralım ve Denktaş’ın Klerides’le yaptığı anlaşma doğrultusunda kemikleri de arayalım dedim. Bu konuda çok uğraştım. Sayın Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş’ta, Rauf Denktaş’ta destek verdi ve düşünün Başbakan, Başbakan yardımcısı ve Cumhurbaşkanı destek oldu. O zaman Türkiye’de itiraz etmedi ve Denktaş Bey BM genel sekreterine mektup yazdı, biz Türk tarafı olarak üzerimize düşeni yüklenmeye hazırız dedi ve böyle başladı. Doğru benim etkim var ama benim ve Denktaş Bey’in birlikte aldığımız bir karardı.


“KAYIP YAKINLARINA BORCUMUZ DEĞİL MİDİR…”


Evet kayıp kemiklerin bulunmasıyla sınırlı değildir kayıplar konusu. Ama eğer bulunabiliyorsa, bu kayıp yakınlarına karşı borcumuz değil midir? Kim isterse olsun. Kıbrıslı Türklerde var. Bu kişilerin nasıl bir istekle kayıp yakınlarının bulunmasını istediklerine şahitlik etmedik mi? Masrafı mı sorun? Masrafıysa bakın AB Türkiye ve diğer birçok ülke buna katkıda bulunuyor. Çünkü bu önemli insani bir meseledir. Yakınının kemikleri bulunan insanların nasıl bir rahatlama içine girdiklerini gördüm. Bu insanların yakınların kemiklerini bulduklarındaki huzur görülmeye değer.


Rüstem Tatar’ın endişesi Rumların bu işi uzatıp, konuyu Türkiye’den tazminat istemeye götürmesi. 1974’de ölenleri de listeye koyduklarını söylüyor. Sizce Rumların son günlerde kayıplar konusunu sıkça gündeme getirmesinin sebebi nedir?


Onu anlıyorum. Doğruluk payı var. Ama kemiklerin bulunmasının ne gibi sakıncası var, onu söylemiyor. Kemikler bulunmadan kayıplar meselesi kapatılmayacak diye bir şey yoktur. Ben bunu kabul etmedim. Onun için hatırlamıyor. Böyle bir şey yoktur ama mümkün olduğu kadar bulmak vardır. Kemikleri bulunmayan Kıbrıslı Türkler var. Bunların ailelerinden bir talep var. Ben bundan gurur duyarım.


“TÜRKLERDE KADIN VE ÇOCUK KAYIPLAR DAHA FAZLA”


Burada Kıbrıs Türk tarafının sorumluluğundan daha fazla Rum tarafının sorumluluğu var çünkü Kıbrıs Türk tarafının kayıplarında kadın ve çocuk oranı daha fazladır,bu bir. İkincisi Rum tarafı bizim kayıplarımızı örtbas etmeye çalışıyordu, Rüstem Tatar haklıdır. Bunun doğru olmadığı ve Kıbrıs Türk tarafının da kayıpları olduğu ispat edilmiştir. Artık Rumlar inkar etmiyor. Bunun neresi boyun eğmektir? Kıbrıs sorununun 74’de başlamadığını bulduğumuz kemiklerle ispat ettik. Nasıl Rum’un tezine teslim olduk?


“TATAR GÖREVDEN ALINMADI, İSTİFA ETTİ”


Sayın Tatar kendisine yardımcı olan arkadaşla sıkıntı yaşamış olabilir ama kendisi istifa etti. Bunlar kayıtlıdır yani bütün bu olaylardan sonra kendisini görevden alsaydım benimle yakın ilişkisini sürdürürmüydü? Biz yıllarca e-mailleştik.


Tatar, “ben kayıplar konusuna 22 yılımı verdim. Talat bununla ilgili olarak benden bilgi almıyor” diye serzenişte bulundu. Bilgisine başvurmayı düşünmediniz mi?


Bundan sonra yardımın bir anlamı yok zaten iş yürüyor. Kayıtlar Komitesinin kuruluş kararını hatırlamak için mi bilgi alacağız? Tatar’ın dönemi oyalama dönemidir. Kayıplar meselesinin kapatılmamasına yol açan bir dönemdir. Sayın Denktaş ve Tatar kayıplar meselesinin kanayan bir yara olarak devam ettiği dönemin yöneticileridirler. Biz 2004’de buna müdahale ederek süreci yeniden başlattık. BM üçüncü üyeyi atamamıştı uzun zaman. Bizim çalışmalara başlamamız ve Genel sekreterin bu konuda ciddi olduğumuzu görmesinden sonra üçüncü üye atandı ve kayıplar komitesi iş üretmeye başladı.


“PAPADOPULOS’LA ANLAŞTIĞIMIZ TEK KONU…”


Biliyorsunuz biz Papadopulos’la hiçbir konuda anlaşamamış,bir konuda anlaşmıştık. O da Kayıplar konusunupolitizeetmeme konusunda… Ufak ufak bundan sapıldığını görüyorum ve çok üzülüyorum. Son zamanlarda sürekli gündeme getiriyorlar ve Başkanlar yani Hristofyas nezdinde dahi gündemde konu. Bu konuda uyarı yapması gereken bizim Cumhurbaşkanımız. Bizim bu konuda bir anlaşmamız var. Yüzyüze değil, centilmenlik anlaşması gibi, prensip anlaşması gibi, yabancı diplomatlarla haberleşerek yaptığımız bir anlaşma.Papadopulospolitize etmemeyi kabul etti. Bir kez bunun dışına çıktı ben derhal haber gönderdim kendisine bir dahada gündeme getirmedi. Hristofyas döneminde de benim olduğum dönemde bu gündeme gelmedi.


“POLİTİZE OLURSA KÖTÜYE GİDER”


Ben ayrıldıktan sonra zaman zaman (Rumlarda) bu gayreti görüyorum. Bunu kesinlikle önlemek lazım. Politize olursa kötüye gidebilir ve durma noktasına gelebilir. Rayında giden bir konunun daha fazla kurcalanmasını doğru bulmuyorum. Tabi ki bazı insanlar Türkiye’yi, dava edecek. Bazı insanlar Rumları dava edecek. Biliyorsunuz AİHM’e başvuru oldu, bunlar olacak. İşi oluruna bıraktığınızda bunlar olmuyor değildi ki.


“TÜRKİYE’YE BASKI YOK”


Sayın Tatar’ın olduğu dönemde AİHM’nin kararı var. Türkiye’nin sorumluluğunu tespit eden ve Türkiye’nin kayıp şahısların bulunması için çalışma yapmasını öngören mahkeme kararı benim zamanımda çıkmadı, o dönemde çıktı. Benim zamanında tersine AİHM’nin tersine, Avrupa Konseyi Delegeler Komitesi sürekli bu konuyu görüşerek, Türkiye’nin sorumluluğunun, Kayıp Şahıslar aranma çalışmaları devam ettiği sürece daha önemsiz hala kalmasına konusunun sürdürüldüğü dönemde askıda kalmasına vesile oldu. Türkiye’ye şimdi bu konuyla ilgili baskı yoktur, eskiden vardı. Çünkü mahkeme kararı vardı. Çalışmalar sürdüğü için kararın uygulanmasını eskiden olduğu gibi takip etmiyor. Anlamadım bunun neresi Rum tezlerini kabul etmektir?


Rumların bu konuyu uzatmak istediğini düşünüyor Sayın Tatar. Siz aynı görüşte değil misiniz?


Tam tersine o zaman uzuyordu. Komitenin üçüncü üyesi yoktu, bir şey yapılamıyordu. Uzama o değil miydi? O sayede Türkiye aleyhine kararlar alabiliyorlardı mahkemelerde. Sadece mahkemelerde değil, uluslararası tüm platformlarda. Niye? Kayıp şahısların akıbetinin ortaya çıkması için çalışmıyor diye. Biz bu kınamaları kaldırdık ortadan. Neresi Rum tarafının çıkarınadır. Bunu anlatması lazım anlatanın... Rumların şu tezine uygun desin!


İkinci Dünya Savaşı’ndan 6 yıl sonra, 1951’de New York’ta imzalanan ve tüm kayıpları ölmüş kabul eden kriterlerin altında Yunanistan’ın da imzası var. Dolayısıyla bu kişileri hala kayıp farz etmek doğru mu?


Onu biliyorum ama insanların öldü kabul edilmesi akıbetlerinin belirlenmesine engel değildir. Ölmesi başka bir şeydir, nasıl öldüğünü ortaya çıkarmak ve sorumlulara sorumluluk yüklemek ayrı şeydir. Olay şuydu, Türkiye’nin aleyhine olan durum o günkü durumdu. O dönem Türkiye’nin aleyhine birçok karar alınıyordu, şimdi alınamıyor ki…

 

“ASKERİ BÖLGELERİN KAZILMASININ NE SAKINCASI VAR”


Şimdi bazı teşebbüsler var ufak ufak, neden? Can havliyle, Askeri bölgelerde eşilecek. Biz centilmenlik anlaşmasıyla askeri bölgeleri sonraya bıraktık. Önce askeri bölgeler dışındaki yerler kazılacak, sonra askeri bölgeler. Doğrudur. Bunu bizde kabul ettik, askerlerde kabul etti. Ne var bunda?


Uluslararası Kızılhaç’ın “Türkiye’deki esirler iade edildi” diye 13 Mart 76 tarihli bir açıklaması var… Ancak Rumlar ikna olmuş değiller. Hatta Kayıplar Komitesi eski Başkanı Latife Birgen’in anlattığı trajikomik bir de anektot vardı, “Rumlar polislerin kolunda Yılmaz Güney’i görünce işte Rum esir” demişler!


Türkiye’ye giden bütün esirlerin geri gönderildiği şeklinde mülteciler yüksek komiserliğinin bir raporu olduğu söyleniyor. O rapor orada, ben ne yaptım? Aramazsanız ve kayıpların akıbetlerini belirleme çabası içine girmezseniz öyle komiklikler olur. O zaman oluyordu. Şimdi olur mu? Türkiye benim politikamı nasıl kabul etti o zaman, kendi aleyhine olabileceğini düşünmedi mi? Sayın Tatar mı hatırlıyor? Benim tek başına aldığım bir karar mı? Sadece beni ilgilendiren bir konu olsa ben tek başına alırdım ama bu daha çok Türkiye’yi ilgilendiriyordu. Türkiye mahkum ediliyordu, biz değil ya… Biz mahkum edilmedik hiç. Hep Türkiye mahkum edildi. Türkiye niye kabul etti o zaman.


“YORULDUM VE USANDIM DEDİ”


İthamlar gerçek değil, Tatar görevden alınmadı, kendisi istifa etti. Bana söylediği gerekçe yorulduğu ve usandığıydı. Sonradan komitede bazı huzursuzluklar olduğunu öğrendim ama benim sorunum değildi. Bana intikal eden bir şey yoktu o dönem. Bugün gelinen nokta Rumların işine yarayan nokta değildir. Tam tersine Kıbrıs Türkünün ve Türkiye’nin işine yarayan noktadır ve ben bu yanıyla siyasi yanıyla son derece mutluyum ama insanlık yanıyla çok daha mutluyum çünkü Türk olsun Rum olsun kaybı olanı tatmin etmeye yönelik bir çaba ortaya konuyor.


“KAYIPLARI BULUNAN KİŞİLERİN HUZURU GÖRÜLMEYE DEĞER”


Bir tanıdığım vardı bu faaliyetlere başladığımızda, kardeşinin izini sürüyordu. Köylüleri buldu, istihbarat topladı ve kayıplar komitesiyle iki -üç kemik buldu. DNA testi yaptılar kardeşi olduğu ortaya çıktı. İnanamazsın nasıl rahatladı. Bu mutluluk değil tabi ama huzur. Ben o huzuru hiç unutamam. Biz bunu yaptık… Bu övünülecek bir şeydir, üzülecek bir şey değil. Birinin tezine teslim olmak değil… Sadece bu huzur bana yeterdi. Siyasi olarak iddialar doğru değil. Bugünkü çalışmalara parasal katkıda bulunan en önemli ülke Türkiye’dir. En fazla para verenlerden biri… Niye Türkiye bu parayı veriyor,ortaya çıksın diye. Ortaya çıktıkça insanlar huzur bulur. Çünkü huzur buldukça savaş acıları küllenir. Bu mesele siyasi polemik meselesi olmamalı. 1981’de, 1976’da alınan kararmış şunlar bunlar tali konulardır. 1974’den 2004’e kadar niçin 30 yıl boyunca bir şey yapılmadı. Rumlar hep bu konuyu protesto etti. Kara çarşaflılardan tut BM’ye kadar…


“TÜRKLER BİZİMDE KAYIPLARIMIZ VAR DİYE ÇIRPINIYORLARDI”


En önemli konu kayıplar konusuydu. Türklerde canhıraş bizimde kayıplarımız var diye çırpınıyorlardı. Halbuki kayıplar komitesinin çalışmasıyla bu iddialar azaldı. Eskisi gibi sesleri çıkmıyor. Dediğim gibi kazıları başlatan ben değilim.


Tatar, Anastadiadis ‘Rüstem Tatar görevden alınsın’ dediğinde hiç cevap vermediğinizi söylüyor. O olayı anlatabilir misiniz?


Anastadiadis’in böyle bir şey söylediğini hatırlamıyorum ama sonradan Tatar’ın Kayıplar konusunu sürüncemede bıraktığını söylediğini hatırlıyorum. Görevden alın demişmidir bilmiyorum, ki Anastadiadis kimdir? O bir parti lideri, ben o zaman Başbakanım. Yürütmeden sorumluyum. O dönem muhatabım Papadopulos’tu. Anasatadiadis’e cevap verme yükümlülüğüm nedir? Olayı hatırlamıyorum. Benden ne cevap bekliyordu ki? Değiştirmediğime göre sahip çıkmış olmuyor muyum? Ben her çıkan habere cevap vermem. Rum tarafından günde onlarca demeç gelir. Bunların hiçbirine cevap vermem. Ben cumhurbaşkanıyken Anastadiadis’le görüşmedim. Ha başbakanken görüşmüşsem onun (bu konunun) sorumlusu Cumhurbaşkanıdır. Yine de araştıracağım. Tekrar söylüyorum, Sayın Tatar kendisi ayrıldı ve ayrıldığında da bir sorunumuz yoktu. Tatarla e -mail yoluyla birçok yazışmamız oldu.

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Bu Kategorideki Diğer Haberler
Bu habere de bakabilirisiniz

ÖZEL SEKTÖRDEKİ ÇALIŞMA SAATLERİ UYGULAMADA

Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık