Refahta değil sefalette eşitlik

Yıllarca özel sektörde asgari ücret ya da daha düşük seviyede maaş ve ücret alanların “Tek Sosyal Güvenlik Sistemi” ile kamudaki maaş ve ücret seviyesine çıkarılması için mücadele edildi. Ancak tam tersi oldu. Özel sektör çalışanlarının hak ve menfaatlerinin yükseltilerek, refahta eşitlik sağlanmasını beklerken, bir de baktık ki 2008’de geçirilen “Tek Sosyal Güvenlik Yasası” ile kamuda çalışanların emeklilik hak ve menfaatleri geriletildi.

Refahta değil sefalette eşitlik

2011’de yürürlüğe giren “Göç Yasası” ile de kamudaki maaş ve ücretler hızla aşağıya çekilerek özel sektördeki seviyeye indirildi. 2012’de ise AKP’nin dayatma paketine kayıtsız şartsız boyun eğen UBP Hükümeti’ne karşı TDP’nin tek başına Meclis’te yaptığı direnişe rağmen çalışanların ihtiyat sandığı primleri düşürülüp emeklilikte alacağı toplu paranın %20’si gasp edilirken, sosyal sigorta primleri ile sigortadan emeklilik menfaatleri de çalışanların aleyhine olacak şekilde geriletildi. Şimdi de çalışanların Toplu Sözleşme düzeneği çerçevesinde elde etikleri Kıdem Tazminatı hakkı ortadan kaldırılmak isteniyor. Buna karşı çıkan HÜR-İŞ’e bağlı Kamu-İş sendikası grev dahil çeşitli eylemler yaptı. Ancak ne ilginçtir ki, kendilerine bu mücadelelerinde destek veren TÜRK-SEN ve DEV-İŞ’in çalışanlarla ilgili tüm konularda ortak mücadelesini öngören protokolü HÜR-İŞ bir türlü imzalayamadı.


Öte yandan yıllarca “Tüm Kıbrıs Sendikalar Formu” başta olmak üzere tüm platformlarda, barış, demokrasi ve emek mücadelesi veren Kıbrıslı Rum dostlarımızla, Kıbrıslı Türklerle Rumlar arasındaki maaş ve ücret dengesizliğinin nasıl giderilebileceğini, hak ve menfaatlerin nasıl eşitlenebileceğini tartıştık. Sonuçta eşitlemenin refahta olması yani Kıbrıslı Türkler aleyhine olan dengesizliğin bir plan çerçevesinde giderilerek, belirli bir süre sonra Rumların seviyesine yükseltilmesine yönelik planlamalar yapılması konusunda fikir birliğine varıldı.


Kıbrıslı Türkler yıllarca Rumların gelir düzeyine ve refah seviyesine imrenerek baktı. Hatta bu yüzden kapılar açılmadan bir sürü insanımız, Güney’de çalışmak için izin aldı ya da almaya çalıştı. Kuzey’de bozulan demografik yapı ve kaçak işçi akını yüzünden bıkıp usanan Kıbrıslı Türkler, kapılar açıldıktan sonra ise akın akın Güney’de çalışmaya gitti. Oradan elde edilen gelirlerle önemli bir kısım insanımızın yaşam seviyesi yükseldi. Ta ki dünyayı saran ve AB’yi tehdit eden “Global Ekonomik Kriz”, Güney’i de kıskıvrak yakalayana kadar. Hristofyas yönetimi Troyka’nın önerilerini kabul etmemekte direndi.


Ya da “ben nasıl olsa gidiyorum, gelen çeksin” mantığıyla hareket ederek krizin boyutlarını gizlemeye çalıştı. Ancak daralan iş hacmi nedeniyle Kıbrıslı Türklerin büyük bölümü işsiz kaldı. Dolayısıyla buna bağlı olarak gelişen ekonomik yaşamda da ciddi bir daralma oldu. Hatta pek çok küçük işletme bu yüzden kapandı ya da el değiştirdi. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin “çiçeği burnundaki” Cumhurbaşkanı Anastasiadis, Troyka’nın ağır ekonomik tedbirlerine “evet” dedi ama felaketi önleyemedi. Nitekim “Laiki Bank” başta olmak üzere tüm bankalar krizin tam ortasında kaldı. Cyprus Airways kapanma tehlikesine girdi. Güney’de siyasiler başta olmak üzere, maaş ve ücretlerde ciddi gerilemeler söz konusu. Kısaca Rumların da hak ve menfaatleri hızla aşağıya çekilerek, Kıbrıslı Türklerle aynı seviyeye indirilecek. Yani eşitlik beklenenin aksine refahta değil, sefalette olacak.


Kimsenin acılarının üstüne mutluluk inşa edilmez. Edilse de uzun ömürlü olmaz. Sanki Kuzey’de ekonomi çok iyiymiş, insanımızın bir eli yağda, bir eli baldaymış gibi hareket edilerek, Rum tarafının battığını, isterlerse kendilerine yardım edebileceğimizi söylemek, gülünç olmanın bile ötesindedir. Kaldı ki bizde gözle görülür bir ekonomi bile yoktur. Dolayısıyla “Euro zone”dan çıkması ya da çıkarılması tartışılan Kıbrıs Cumhuriyeti’ne Türk Lirası kullanmasını önermek hangi ekonomik akla uygundur, anlamak mümkün değil. Hele hele TC Avrupa Bakanı Egemen Bağış’ın, kuzeydeki ayrılıkçı rejimi meşrulaştırmak amacıyla alay edercesine, Rumların istemesi halinde KKTC’nin kendilerine  yardım edebileceğini söylemesi, hiçbir etik anlayışa sığmaz.


Ancak Rumların içinde bulunduğu bu ekonomik kriz, Kıbrıs Sorunu’nun çözümü için bir fırsat penceresi açabilir. Güney’de bulunan hidrokarbon gazı ile petrol, hatta Türkiye’den geleceği söylenen su bu konuda katalizör bir rol oynayabilir. Gaz ve petrolün paylaşımı, Türkiye üzerinden sevkiyatı, böylece ilgili tüm tarafların kazançlı çıkacağı bir çözüm formülü üzerinde çalışıldığı yönünde çok ciddi iddialar vardır. Fakat öyle görünüyor ki, Kıbrıslı Türkler bu çalışmalarda yoktur. O halde bir an önce taraf olalım ve tavır koyalım. Aksi takdirde bizim dışımızda üretilecek bir formül, hatta NATO’cu bir formül ülkemizi çok daha büyük tehlikelere atabilir.

 

Cemal ÖZYİĞİT

 



21 Nisan 2013 Pazar 14:17

http://www.adabasini.com/haber/refahta-degil-sefalette-esitlik-11480.html